Künye   |  Bize Ulaşın   |  Giriş Sayfam Yap   |  Sık Kullanılanlara Ekle

İşte muhafazakar medyanın başı açık prensesleri...

İşte muhafazakar medyanın başı açık prensesleri...

11 Mart 2010 00:26
font boyutu küçülsün büyüsün


Laik kesim, suni mahalle baskısından sözededursun, muhafazakar medyada, baş köşeye açık bayanlar oturuyor. Muhafazakâr medyada “kapalı açık” ve “orta açıklar daha makbul!”

Çocuk kitapları yazarak hayatını kazanan tiyatro sanatçısı Şebnem Güler Karacan, özel radyo furyası başladığında, dindar muhafazakâr medyaya adım atan ilk başı açık kadınlardan biriydi. 1990’lı yılların ortalarıydı. İslami gruplar da peşi sıra radyo kanalı kuruyordu.

Ancak kendi içlerinde bu radyolarda çalıştırabilecekleri kalifiye insan, hele de kadın programcı yok denecek kadar azdı. İlk açılan radyolardan TGRT FM’de çocuk programına başlayan Karacan, bir yandan da ek bir iş yapmak için arkadaşı Aziz Mollaoğlu ile birlikte İskenderpaşa Tarikatı’nın radyosu Akra FM’in kapısını çaldı.

“Radyonun müdürü, spiker adayı arkadaşım Mollaoğlu ile anlaşırken, benim yüzüme hiç bakmamıştı” diyor Karacan. Ta ki, radyo çalışanlarından biri panik halinde müdürün odasına dalana kadar… Program için stüdyoya konuk olarak davet edilen çocuklar gelmemişti.

Müdür, Karacan’a döndü ve “Hanımefendi, çocuk programı yapıyordunuz değil mi? İşte fırsat, buyurun yapın” dedi. Birkaç farklı çocuk sesi çıkartabilen Karacan stüdyoya girdi ve çocuk taklitleri yaparak programın kazasız tamamlanmasını sağladı. Ardından radyonun müdürü, Karacan’ı tekrar odasına çağırdı ve “İş sizindir” dedi.

Ama bir problem vardı, Karacan’ın başı açıktı. “Dışarıda istediği gibi davranabileceği ama radyo binasından içeri girerken başını örtmesi” rica edildi kendisinden. Kısa bir şaşkınlık yaşadı Karacan ve “Bu durumda radyodakileri mi kandıracağız, yoksa Allah’ı mı” diye sordu. Karacan bunun üzerine radyo müdürünün “Haklısınız” deyip özür dilediğini, ama odadan çıkarken son bir kez şansını denemeyi ihmal etmediğini anlatıyor: “Şebnem Hanım, siz yine de çok ortalıklarda görünmeyin, olmaz mı?”

CEMAAT VE TARİKAT RADYOLARINDA ÇALIŞTI

Karacan, o gün başladığı macerasını sonra başka cemaat ve tarikat radyolarında, televizyonlarında, dergilerinde çalışarak 17 yıl devam ettirdi. Ama o zamanlar muhafazakâr medyada çalışmaya başlayan diğer kadınlar gibi, Karacan’ın da “öteki mahalle”deki iş hayatı, bugün aynı mecralarda boy gösteren, hatta el üstünde tutulan açık hemcinsleri kadar kolay olmadı.

Eleman ihtiyacını mümkün mertebe içinden karşılamaya çalışan cemaat ve tarikatların yayın organları, oldukça radikaldi. İşler harem-selamlık yürüyordu. Erkekler, kadınlarla selamlaşmayı bırakın aynı odada bulunmamaya bile özen gösteriyordu. Muhafazakâr medya, başı açık kadınları, mecburen -o da tek tük- istihdam ediyordu.

Zira İslami kesimde, gazete, radyo ve televizyon işinden anlayan insan sayısı çok azdı. Bugün işler değişiyor. Vakit ve Milli Gazete gibi daha radikal tutum içindekiler halen başı açık kadın çalıştırmıyor. Ama Zaman, Yeni Şafak, Aksiyon Dergisi, Samanyolu TV, Burç FM ve Dünya FM, TV 5, Kanal 7 gibi daha ılımlı gözüken muhafazakâr medyada bugün açık kadınların sayısı başörtülü kadınlara oranla gözle görülür biçimde fazla. Hatta başörtülü kadınlar, erkek yöneticilerin bu kurumlarda bile başı açık kadınlar lehine ayrımcılık yaptığı iddiasındalar.

POZİTİF AYRIMCILIK

İşte bir örnek: Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ayşe Böhürler (aynı zamanda AK Parti MKYK üyesi), 30 Ocak’ta yazdığı “Müslüman Erkek Medyası” adlı makalesinde, muhafazakâr medyada çalışan başörtülü kadınların “kendilerine çıkartılan engellere” rağmen bir yerlere geldiklerini savundu.

“Müslüman erkeklerin yetenekli, bilgili, profesyonel birçok kadını sırf başörtülü oldukları için arka planda tutarken, başı açık kadınlarla yalakalığa varan bir tarzda selamlaşıp şapır şupur öpüştüklerini” yazan Böhürler, başörtülü bir arkadaşının bu ayrımcılığa “ruj farkı” adını koyduğunu da ekliyordu.

ÖNCE ZARURETDEN İSTİHDAM EDİLDİLER

Oysa başlangıçta durum farklıydı. Kalifiye eleman yetersizliğinden zaruri olarak başı açık kadınları istihdam eden muhafazakâr medya, örtülü kadınlar işi öğrendikten sonra başı açık kadınları işten çıkarıp yerlerine başörtülü kadınları işe almışlardı.

Hatta TGRT, Samanyolu TV ve Kanal 7 gibi televizyon kanallarının ekranları bir dönem başörtülü spikerlerden geçilmiyordu. Muhafazakâr medyanın başı açık kadınları istihdam etmesi konusunda asıl kırılma 28 Şubat (1997) döneminde yaşandı. Askeri baskının etkilerini asgari zararla atlatmak için özellikle ekranda ya da vitrinde başı açık kadınların görünmesi bir çare olarak görüldü.

Şimdilerdeyse muhafazakâr medyanın başı açık kadın istihdam etmesi için 28 Şubat’ın etkilerine ihtiyaç yok. Yedi yıllık AK Parti iktidarında ekonomik olarak dışa açılan, zenginleştikçe değişen muhafazakâr kesim için başı açık kadınlar artık o kadar da “öteki” değil. Açık kadınların yüzüne bakmadan iş görüşmesi yapan medya yöneticilerinin yerini de, daha genç kuşak, daha rahat yöneticiler aldı. Kadınlar, “açıklığın” derecesine göre “çok açık”, “orta açık” ve “kapalı açık” şeklinde
sınıflandırılıyor.

İŞLERİNİ YAPARAK YÜKSELİYORLAR

Dindar medyada çalışan başı açık kadınlarınsa bugüne değin pek sesi çıkmadı. Ama şikâyetlerini duymak için sormak yetiyor. Muhafazakâr medyadaki başı açık kadınlar arasında başörtülü meslektaşlarının ithamlarına karşı bir tepki de gelişiyor. “İslami kesimde çalışan ve yazan ilk kadınlar başörtülüydü ve ağabeyleri tarafından çok desteklendiler.

Aynı koşullara sahip erkek yazarlar ve açık kadınlar onlar kadar şansa sahip olmadı” diyor, dindar muhafazakâr bir yayınevinde çalışan ve ismini vermek istemeyen başı açık bir kadın. Merkez medyada yıllarca çalıştıktan sonra, Fethullah Gülen grubuna ait Zaman Gazetesi’nde ve Samanyolu TV’de de 10 yıl çalışan gazeteci Nevval Sevindi de, “camiadan olmaları sebebiyle muhafazakâr medyadaki örtülü kadınlara pozitif ayrımcılık yapıldığını, ama kendisi gibi başı açık kadınların sadece işlerini yaparak yükselebildiğini” savunuyor.

Durum öyle ilginç bir noktada ki, dindar medyada, istihdam edilecek açık kadınlara yönelik ilginç bir sınıflandırma bile söz konusu. Kadınlar, açıklığın derecesine göre “çok açık”, “orta açık” ve “kapalı açık” şeklinde kategorize ediliyorlar. Kısaca açıklamak gerekirse, sadece başı açık olan ama vücudunu ve hatlarını kapatacak şekilde giyinenler “kapalı açık”, kolsuz ya da diz hizasında etek giyinenler “orta açık”, mini etek ya da askılı bluz giyenler çok açık kategorisine giriyor. “Çok açıklar” muhafazakâr medyada halen klasman dışı; buralarda çalışabilmek için ya “orta açık”, ya da “kapalı açık” olmak gerekiyor.

ÇOK MÜCADELE ETTİ

Nevval Sevindi’ye Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV’nin yolu, Yeni Yüzyıl Gazetesi’ndeyken Fethullah Gülen ile gerçekleştirdiği bir röportajın ardından açılmıştı. “Herkesin yaftalandığı dönemde, oralarda çalışma cesaretini gösterdim” diyen Sevindi, çok mücadele ettiğini ve bazı değişikliklerin hayata geçmesini sağladığını söylüyor.

“Mesela Samanyolu TV’de kadınlara makyaj yapılmadığı için kadın makyaj odası yoktu. Bir, iki kere programa makyajsız çıktım. Ama bunun böyle gitmeyeceğinde ısrar edince, bir makyaj odası açıldı ve bir de makyöz işe alındı.” Sevindi’ye göre, her ne kadar bir değişim yaşandıysa da, muhafazakâr medyada halen tartışmasız bir erkek egemenliği hâkim. Karacan ise, tuhaf örneklerden söz ediyor:

“Başı açık bir kadın, işe alınmıştı. Tavsiyeler üzerine örtündü. Ama bir süre sonra bu defa ‘örtülü olduğu’ gerekçesiyle işten atıldı.” Cemaat içinde yetişmiş ama örtünmeyen kadınlara ilgi gösterilmezken, dışarıdan transfer edilen başı açık kadınlara büyük saygı gösterildiğini ve yüksek maaşlar verildiğini savunan Karacan, başı açık kadınların da çok kolay şartlarda çalışmadıklarını ve bu zorlukların kısmen halen sürdüğünü ekliyor. “İhlas Holding’te çalışırken, ağabeylerle karşılaşmayayım diye nerede yemek yiyeceğim bile krize dönüşmüştü.”

Kimi kapalı kadınlar, muhafazakâr medyanın erkek yöneticilerinin başı açık kadınları daha çok el üstünde tutmasını “ruj farkı”na bağlıyor.

Sabah Gazetesi’nden 2002 yılında Zaman’a transfer olan Nuriye Akman, halen bu gazetede güncel röportajlar yapıyor, Üsküdar Fıstıkağacı’nda açtığı atölyede çoğunlukla Gülen grubunun genç gazeteci adaylarına iletişim dersleri veriyor.

Akman “Ben profesyonelim, her yerde çalışırım. Kafamda mahalle ayrımı yok. Bundan sonra da olmayacak” diyor. Ancak, gazetesiyle ilişkilerinin iyi olduğundan bahsederken ilişkilerini zedeleyecek şekilde konuşmamaya özen gösterdiği de farkediliyor. Yine de Akman’ın daha önce haftalık gerçekleştirdiği ve geniş yayınlanan röportajları 15 günde, hatta ayda bire inmiş durumda.

DOĞAN GRUBUNDAN TRANSFER

Yeni Şafak Gazetesi’nde, çalışan (hem başörtülü, hem de açık) kadın sayısı, diğer muhafazakâr medya kuruluşlarına göre daha fazla. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Özlem Albayrak ve Ayşe Böhürler gibi göz önündeki örtülü kadın köşe yazarlarının yanı sıra, gazetenin farklı birimlerinde birçok başı açık kadın çalışıyor. Mezin Tanrısever bunlardan biri.

Altı yıl Posta ve Milliyet gazetelerinin hafta sonu verdiği magazin ilavelerinde çalıştı. Beş yıldır da Yeni Şafak Gazetesi’nde, sağlık sayfasının editörlüğünü yapıyor. Gazetenin cumartesi ekinin genel yayın yönetmeni. “En mutlu ve huzurlu çalıştığım yer Yeni Şafak” diyor

Tanrısever, “Doğan Grubu’nda nasılsa burada da aynı giyiniyorum. Makyaj yapıyor, kırmızı oje sürüyorum. Kılık kıyafetime bakılmıyor, çünkü önyargılar kırılmaya başladı. Herkesin birbirinden öğreneceği çok şey var.”

YAKINLARI ALIŞAMAMIŞ

Gurbet Kalay Zorba ise, bir yılı aşkın süredir Türkiye Gazetesi’nde “Renkler ve Sesler” adı altında haftalık söyleşiler yapıyor. Yakınları onun muhafazakâr bir gazetede çalışıyor olmasına halen alışamamış.

Zorba, röportaj yaptığı kimi insanların muhafazakâr bir gazetede nasıl çalıştığına şaşırdıklarını da anlatıyor. “Ama aksine yöneticilerinin kendisine büyük değer verdiğini, çalışma arkadaşlarından da giyim kuşamına dair en ufak bir ima gelmediğini” söylüyor. “Kıyafetime, saçıma, makyajıma yaşam tarzıma müdahale olsa zaten yapamam. Ama burada kendimi prenses gibi hissediyorum” diyor Zorba.

VİTRİN OLARAK KULLANILIYORLAR

İki yıldır haftalık Aksiyon Dergi-si’nde yazan Melda Bekcan ise farklı yönleriyle dikkat çekiyor; o diş hekimi, tıp bilimleri konusunda da doktora yapıyor. Aynı zamanda sinema oyuncusu. “Deli Yürek-Bumerang Cehennemi” filminde ve “Dünya Yetmez (World is not Enough)” isimli James Bond filminde rol aldı. Muhafazakâr medyanın açık kadınları vitrin olarak kullandığı iddiasına katılmıyor.

“Çalıştığım ortamdakiler şeklime, giyim kuşamıma bakmıyor. Örtülü ya da örtüsüz, bir kadın emek verdikten ve iyi niyetli olduktan sonra her konuma yükselebilir” diyor Bekcan. “Hayata bakış açımın farklı olması, bu camiaya cazip gelmiş ve tercih edilmeme sebep olmuş olabilir.” İdeolojinin insanın rotasını belirlediğini de ekliyor ama Bekcan, kendi ideolojisini söylemiyor.

KINANMAYI GÖZE ALIYORLAR

İşin ilginç tarafı şu: Türkiye’deki kamplaşma medyaya da sert biçimde yansırken, başı açık kadınlar kendi çevrelerinde bazen kınanmak pahasına işe atılıyor. Sevindi, Zaman ve Samanyolu’nda çalıştığı dönemde “Fethullahçı” eleştirilerine maruz kaldığından, kimilerinin de başı açık olduğu için kendisine başka “kulp”lar taktığından yakınıyor.

Ancak muhafazakâr medyada tutunmak için belli ölçüde kurallara riayet, hatta “biat” etmek gerektiğini söyleyenler de var. Adını vermek istemeyen başörtülü bir kadın yazar, İslamî kesimin başörtüsünü dinin altıncı şartı gibi gösterme çabalarının yanlışlığından dem vuruyor.

“Bu hatadan nispeten vazgeçildiği için, artık başörtülülerin de merkez medyada çalışmasının önü açıldı. Hatta merkez medyada çalışan kimi örtülü kadınlar bu durumdan hoşnutlar. Bir nevi kimlik değiştirmek gibi geliyor onlara. Üstelik bu kadınların merkez medyada ele aldığı konular eskisinden daha çeşitli.” Akman ise farklı düşünüyor. Ona göre, “Demokratlık ve İslami kesim yükselen trend olduğu için, merkez medyanın patronları başörtülü yazar çalıştırmayı tercih ediyor.”

GAYRİ MÜSLİMLE EVLİ

Nereden ve hangi açıdan bakılırsa bakılsın, muhafazakâr medyada da değişim yaşanıyor. Üstelik içerdeki bu değişim artık muhafazakâr okuyuculara, izleyicilere de yansıyor. Zorba, görünüşü ile ilgili kadın ya da erkek birçok okuyucudan, eleştiri değil merak içeren mesajlar aldığını söylüyor.

“Burnumun estetik olup olmadığını, lens kullanıp kullanmadığı mı” soruyorlar diyor Zorba. Daha uç örnekler de var. Birçok ilahiyatçının Kuran’dan hareketle yaptığı yoruma göre, İslam inancında Müslüman bir kadın, gayrimüslim bir erkekle evlenemiyor. Ancak beş yıldır Kanal 7 Haber’in yüzü olan Hülya Yürekli Seloni, bir gayrimüslim ile evli ve bu durum kanalın diğer çalışanları için ya da izleyiciler için bir sorun oluşturmuyor.

Muhafazakâr kesimdeki tabuları bazı kadınlar sarsıyor. Üstelik “hassasiyetle laik mahalle” ile “dindar mahalle” arasında geçişler arttıkça, her iki taraf faklılıklara daha fazla aşina olmaya başlıyor.
 
Adem Demir / Newsweek Türkiye










yorumlayorum ekle


Yorumlar


  henüz yorum yok










 













Anket

Sizce yeni sezonda en çok hangi kanal izlenecek?

  • Atv
  • Fox TV
  • Kanal D
  • Kanal 7
  • Samanyolu TV
  • Show TV
  • Star TV



   [ sonuçlar için tıklayın ]

Özel Arama